Uzmanlık Alanlarımız
Destekten Yoksun Kalma Tazminatı
Destekten yoksun kalma tazminatı, genellikle sigorta hukuku kapsamında değerlendirilen bir tazminat türüdür. Bu tazminat, sigorta poliçesinde belirtilen durumlar altında meydana gelen bir ölüm veya kalıcı sakatlık sonucunda, bu olayın mağduru veya yakınlarına ödenen bir tazminat şeklidir.
1. Tanım ve Kapsam
Destekten yoksun kalma tazminatı, bir kişinin ölümü veya kalıcı sakatlığı nedeniyle, maddi veya manevi açıdan yaşanan kayıpların tazmini amacı taşır. Sigorta şirketleri, genellikle bu tazminatı poliçe kapsamında belirtilen limitler ve şartlar doğrultusunda öderler.
2. Ölüm veya Sakatlık Durumları
Destekten yoksun kalma tazminatı genellikle şu durumlarda talep edilebilir:
Sigortalının ölümü sonucunda, geride kalan yakınlarına sağlanan maddi desteklerin kaybı,
Sigortalının kalıcı sakatlık durumunda, iş gücü kaybı ve yaşam standardında meydana gelen değişiklikler.
3. Tazminat Hesaplaması
Tazminat miktarı genellikle sigorta poliçesinde belirtilen primler ve teminat limitleri çerçevesinde belirlenir. Örneğin, sigorta poliçesinde belirtilen bir limit dahilinde, ölüm veya sakatlık durumunda mağdurlar veya yakınlarına belirli bir miktarda ödeme yapılır.
4. Sigorta Poliçesi Şartları
Destekten yoksun kalma tazminatı ödenebilmesi için, sigorta poliçesinde belirtilen şartların sağlanması gereklidir. Örneğin, ölüm veya sakatlık durumunun sigorta kapsamında olması, prim ödemelerinin düzenli yapılması gibi şartlar tazminatın ödenmesini etkiler.
5. Hukuki Süreç ve Uygulama
Destekten yoksun kalma tazminatı, sigorta hukuku çerçevesinde düzenlenen ve uygulanan bir tazminat türüdür. Sigorta şirketi ile sigortalı veya yakınları arasında poliçe şartlarına uygun olarak tazminat miktarı ve ödeme süreci belirlenir.
Sonuç olarak, destekten yoksun kalma tazminatı, sigorta poliçesi ile belirlenen durumlarda ve şartlarda, ölüm veya sakatlık durumları sonucunda mağdur veya yakınlarına ödenen bir tazminat şeklidir. Bu tazminat, sigorta poliçesi kapsamında belirtilen limitler ve şartlar çerçevesinde ödenir ve sigortalının veya yakınlarının yaşadığı maddi veya manevi kayıpların telafisi amacını taşır.
Tıbbi Hata ve Yanlış Tedavi
Günümüzde tedavi maksadı ile başvurulan çeşitli tıbbi girişimlerin hastalarda başkaca beklenmeyen birtakım zararlara neden olması ve bu şekilde gerçekleşen zararların artması nedeni ile hukuksal korumaya sıkça ihtiyaç duyulmaktadır.
Tıbbi girişimlerin neden olduğu ceza sorumluluğunun temeli tıbbi hatalardır. Tıbbi hatalar, doktrinde tıbbi malpraktis olarak adlandırılmaktadır.
Tıp bilimi ve mesleğinin gereklerine aykırı şekilde yapılan bütün uygulamalar tıbbi hata olarak adlandırılırken, hekimin mesleğini icra etmesi dolayısıyla yaptığı tıbbi girişimde, tıp mesleğinin ve bilimin kural ve gereklerine uymaması nedeniyle hastasının hayatı veya sağlığına zarar vermesi ise tıbbi malpraktis olarak tanımlanmaktadır.
Tıbbi Malpraktis kavramı, bizim hukukumuzda tıbbın kötü uygulanması, kötü hekimlik uygulamaları veya tıpta yanlış uygulamalar şeklinde açıklanmakta ve Türk Tabipler Birliğinin yayımladığı Hekimlik Meslek Etiği Kurallarının 13. Maddesinde Bilgisizlik, deneyimsizlik ya da ilgisizlik nedeniyle bir hastanın zarar görmesi hekimliğin kötü uygulaması olarak tanımlanmaktadır.
Tıbbi hatanın temelini, bilgisizlik deneyim veya beceri eksikliği, dikkatsizlik ya da ilgisizlik oluşturabilir. Tıbbi hatalar teşhiste veya tedavi yönteminin belirlenmesinde ya da belirlenen yöntemin uygulanmasında ortaya çıkabilir. Tıbbi hata nedeniyle hastada ortaya çıkan zarardan hekimin sorumluluğu doğmaktadır.
Fakat tedavi sırasında ortaya çıkan her zararlı sonuca doktor hatası demek mümkün değildir. Hekimin tıp bilimi ve meslek verilerine uygun davrandığı ve zararlı sonucun ortaya çıkmaması için gerekli önlemleri aldığı durumlarda da hastada beklenmeyen zararlar meydana gelebilir. Bu durumlarda tıbben benzer girişimlerde meydana gelme olasılığı yüksek kabul edilen riskler yani komplikasyonlar karşımıza çıkmaktadır. Hekim tıbbi girişimlerini bilim ve meslek kurallarına uygun yerine getirdiği taktirde ortaya çıkan komplikasyondan sorumlu tutulmaz. Komplikasyon dolayısıyla hekimin sorumluluğunun meydana gelmesi için benzer tıbbi vakalarda öngörülenlerden farklı bir riskin meydana gelmesi veya öngörülen komplikasyon sonucunda olumsuz neticeyi önlemek amacıyla gereken tedbirleri almada bir kusurunun bulunması gerekmektedir.
Tıbbi Girişimler Nedeniyle Hukuki ve Cezai Sorumluluk
-Hukuki Sorumluluk
Tıbbi girişimler nedeniyle hukuki sorumluluğun temeli hukuka aykırı davranış veya sözleşmeye aykırı davranış olarak karşımıza çıkmaktadır.
Hukuki sorumluluğun bulunduğu hallerde, zarar gören gerçek veya tüzel kişi, sorumludan zararın giderilmesini veya tazmin edilmesini talep hakkına sahiptir. Zarar görenin bu isteği karşılanmazsa, hukuk mahkemelerine başvurarak zararının giderilmesini veya tazminini isteme hakkı bulunmaktadır. Bu durumda haksız fiilin faili olan, hatalı tedavi uygulayan hekim veya hastaneler mahkemece
hükmedilen miktarda tazminatı ödemek zorunda kalmaktadır.
-Cezai Sorumluluk
Her hukuka aykırı insan davranışı cezai sorumluluk doğurmaz. Bir eylem kanunlarda suç olarak tanımlanmışsa cezai sorumluk doğmakta aksi halde yalnızca hukuki sorumluluk yani tazmin sorumluluğu doğmaktadır. Bu noktada cezai sorumluluk gerektiren her eylemin hukuki sorumluluğu da gerektireceği, ancak her hukuki sorumluluk doğuran eylemin mutlaka cezai sorumluluğa neden
olmayacağı ifade edilebilir.
Bu noktada doktor uygulama hatası, mağdura karşı taksirli veya kasıtlı bir hareketle işlendiğinde suç teşkil etmektedir. Doktorun suç teşkil eden fiili neticesinde yaralanma meydan gelmişse taksirle yaralama suçu, ölüm meydana gelmişse taksirle ölüme neden olma suçu işlenmiş olur. Aynı şekilde kasıtlı yapılan tıbbi hatalarda da meydana gelen neticeye göre kasten yaralama veya kastan
öldürme suçları işlenmiş olacaktır.
Hekim, Diş Hekimi, Eczacı, Ebe, Hemşire, Klinik Psikolog, Fizyoterapist, Hastabakıcı, Odyolog, Diyetisyen gibi tüm sağlık meslek mensuplarının görevlerini gerçekleştirirken sebep oldukları tıbbi hatalar dolayısıyla meydana gelen zararlardan sorumluluğu bulunmaktadır.
Detaylı bilgi ve danışma için bize ulaşın!
Araç Değer Kaybı
Araç değer kaybı, kaza sonucu hasara uğrayan aracın sahibinin, kazaya sebebiyet veren ve daha fazla kusurlu bulunan karşı taraftan veya karşı tarafın aracının sigortacısından talep edebileceği, hasara uğrayan aracın kazadan önceki ikinci el piyasasındaki değeri ile kazadan sonraki haliyle ikinci el piyasasındaki değeri arasındaki düşüşü ifade eder.
Araç değer kaybının hukuki mahiyetini, Türk Borçlar Kanunu’nun 49. maddesinde yer alan ve haksız fiil sorumluluğunu düzenleyen ; “Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür.” hükmü ile Türk Ticaret Kanunu’nun 1459.
maddesinde; “Sigortacı, sigortalının uğradığı zararı tazmin eder” hükmü oluşturmaktadır. Yargıtay 17. Hukuk Dairesi’nin 16.09.2019 gün ve E: 2016/ 19109, K: 2019 / 7998 sayılı kararında “uyuşmazlık haksız fiilden kaynaklanmaktadır” denilerek bu hususa değinilmiştir.
Aynı zamanda; Başbakan Yardımcılığı (Hazine Müsteşarlığı) tarafından hazırlanan ve 14.05.2015 tarih ve 29355 sayılı Resmi Gazete ‘de yayımlanarak yürürlüğe giren Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları’nın A.5 maddesinde düzenlenen; “Maddi Zararlar Teminatı: Hak sahibinin kaza tarihi itibariyle bu genel şartta tanımlanan ve zarar gören araçta meydana gelen değer kaybı dahil doğrudan malları üzerindeki azalmadır.” düzenlemesi araç değer kaybının istenebilmesinin diğer hukuki temelini oluşturmaktadır.
Yargıtay’ın değişik dairelerince verilen kararlarda; aracın onarılmış durumdaki değeri, ne kadar iyi onarılmış olursa olsun kural olarak aynı nitelikteki hiç hasara uğramayan araç değerinden düşüktür belirlemesi yapılmıştır. (Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin 10.04.2002 gün
ve E:2002/130, K:2002/4512 sayılı, yine aynı Daire’nin 29.04.2004 gün ve E:2003/16114, K2004/5734 sayılı, Yargıtay 17. Hukuk Dairesi’nin 14.03.2018 gün ve E:2015/1419, K:2018/2345 sayılı, 28.06.2018 gün ve E:2015/12572, K:2018/6553 sayılı ve Yargıtay 19.
Hukuk Dairesi’nin 24.01.2001 gün ve E:2001/115, K:2001/536 sayılı kararlarından)
Araç değer kaybı tazmini istenebilmesinin en önemli noktası, hasara uğrayan parça ile ilgili daha önceki tarihli bir kazadan dolayı herhangi bir işlem yapılıp yapılmamış olmasıdır. Aracın daha önceki bir kazadan dolayı herhangi bir parçasının boyanmış/değişmiş olması durumunda yeni kaza nedeniyle aynı parça tekrar boyanacaksa/değişecekse değer kaybı çıkmazken, daha önceki kaza nedeniyle boyanan parçanın yeni kaza nedeniyle değiştirilmesi halinde değer kaybı oluşmakta ve karşı taraftan talep edilebilmektedir. (Yargıtay 17. Hukuk Dairesi’nin 16.03.2016 gün ve E:2015/16559, K:2016/3335 sayılı ve 15.01.2018 gün ve E:2016/15114, K:2018/17 sayılı kararlarında bu hususa değinilmiştir.)
Ticari Kazanç Kaybı
Trafik kazasında hasara uğrayan aracın onarım/tamir süresi boyunca kullanılamaması ya da işletilememesi sebebiyle ortaya çıkan zarar, ticari araçlarda (taksi, otobüs, servis, minibüs ve diğer ticari araçlar) ticari kazanç kaybı, ticari olmayan araçlarda ise araç mahrumiyet tazminatı (ikame araç bedeli) tazminatının konusunu oluşturmaktadır.
Bu tazminatın/kazanç kaybının tazmini hususunda kazada kusuru bulunan araç sahibi ve sürücüsü müteselsil olarak sorumludur. (Yargıtay 17. Hukuk Dairesi’nin 24/10/2016 gün ve E:2014/10760 K:2016/9238 ve 25.12.2019 gün ve E:2018/24, K:2019/12495 sayılı kararları)
Ticari kazanç kaybı/araç mahrumiyet tazminatının, Yargıtay 17. Hukuk Dairesi’nin 09.12.2019 gün ve E:2017/5583, K:2019/11651 sayılı kararında belirtildiği üzere; “davacının mahrumiyet zararının, aracın makul tamir süresi ile aynı vasıftaki aracın kiralanması için gerekli bedelin ne kadar olduğu belirlendikten sonra, davacının aracını kullanamadığı döneme ilişkin olarak bakım giderleri, amortisman vs. tasarruf ettiği miktarlar da düşülmek suretiyle hesaplanması” gerekmektedir.
Bu tazminat, hasar gören aracın günlük ikame (kiralama) bedeli ile onarımda kaldığı gün sayısı çarpılarak (örneğin, onarım süresi 10 gün ve ikame araç bedeli 500 TL olan bir araç için 10×500=5000 TL olarak hesaplanır) uzman eksperlerce hesaplanır. Kasko kapsamında kişiye araç verilmiş olması kazaya sebep veren kusurlu taraftan bu tazminatın istenmesine engel değildir.
Kazada hasara uğrayan aracın tamir süresince kullanılamaması nedeniyle talep edilen ikame araç bedeli (iş kaybı bedeli) zorunlu mali sorumluluk sigortası teminatı dışında kaldığından, sigorta şirketlerinin bu zarardan sorumlu tutulması mümkün değildir. (Yargıtay
17. Hukuk Dairesi’nin 19.04.2018 gün ve E:2017/5631, K:2018/4390 sayılı kararı)
Ancak, sigorta şirketlerinin işlemleri nedeniyle onarım süresi uzayan ya da aracın perte çıkması nedeniyle hasar ödemesi geciken araçlarla ilgili de sigorta şirketlerinin sorumluluğuna gitmek mümkündür.
Pert/Rayiç Bedel Tutarı
Araç sahiplerinin birçoğu, geçirmiş oldukları trafik kazası sonucu araçlarının pert olması veya çalınması hallerinde, gerek bilgisizlikten gerekse de içlerinde bulunduğu durumdan bir an önce kurtulmak düşüncesiyle sigorta şirketlerinin teklif ettikleri bedelleri kabul etmektedirler.
Sigorta şirketleri kişilerin konu hakkındaki bilgisizliklerinden veya içinde bulundukları durumdan yararlanarak genellikle düşük fiyat teklif etmekte, kişilerin itiraz etmeleri halinde teklif ettikleri fiyatı arttırmaktadırlar.
Kişiler, Türkiye Sigorta Birliği’nin yayınlamış olduğu kasko değer listesinde araçlarının kasko değerini görebilmektedirler.
Sigorta şirketlerince poliçeye “kasko değerinden yüksek olmamak kaydıyla piyasa bedeli ödenir” gibi ifadeler eklerle, ancak bu eklemelerin kabul edilmediği Sigorta Tahkim Komisyonu kararları mevcuttur.
Aracın pert olarak kabul edilmesi durumunda, ilgili sigorta şirketleri tarafından teklif edilen kısmın ilgili tarafından kabul edilmesi halinde kabule ilişkin mutabakatname imzalanırken “Fazlaya ilişkin alacaklarımın saklı kalması kaydıyla kabul ediyorum veya … numaralı hasar dosyasındaki tüm yasal haklarımın saklı kalması kaydıyla imza ediyorum” şeklinde ifadenin yazılması sigorta şirketi tarafından yapılan ödemenin rayiç bedelin altında olduğu durumlarda aradaki farkın Sigorta Tahkim Komisyonu’na başvurularak alınması için gereklidir.
Sigortacı Türk Ticaret Kanunu’nun 1459. maddesi gereği gerçek zarardan sorumlu olduğuna göre ve Kara Taşıtları Kasko Sigortası Genel Şartları’nın 3.3.1.2.maddesindeki; “Onarım masraflarının sigortalı taşıtın rizikonun gerçekleştiği tarihteki değerini aşması ve aynı zamanda eksper raporu ile taşıtın onarım kabul etmez bir hale geldiğinin tespit edilmesi durumunda, araç tam hasara uğramış sayılır. Aracın tam hasara uğraması halinde, sigortacının azami sorumluluk haddini geçmemek üzere, hasar anındaki sigorta değeri ödenir.” hüküm gereğince sigorta şirketleri pert durumundaki aracın sahibine, aracın kaza tarihindeki rayiç değerini ödemek zorundadır.
Konuya ilişkin olarak, Yargıtay 17. Hukuk Dairesi’nce verilen 19.02.2019 gün ve E:2016/2925, K:2019/1709 sayılı kararda; “Bu durumda, mahkemece davacının gerçek zararın belirlenmesi bakımından; konusunda uzman bilirkişiden, hasar dosyası, ekspertiz raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davacı aracının kaza tarihindeki piyasa rayiç değeri yönünden, eksper raporu ile hükme esas alınan bilirkişi raporu arasında oluşan çelişkinin de irdelenip giderilecek şekilde ayrıntılı, çelişkiyi giderici, denetlemeye elverişli rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.” belirlemesine, yine aynı Daire’nin 15.05.2019 gün ve E:2016/11660, K:2019/6174 sayılı kararında ise; “Bu durumda mahkemece, ilgili ceza dosyası dosya arasına alındıktan sonra, kusur ve hasar konusunda uzman bilirkişiden, dosya arasında yer alan … 2. Sulh Hukuk Mahkemesi dosyası, ceza dosyasındaki ve işbu dosyadaki mevcut tüm deliller birlikte değerlendirilerek, kusur durumunun ve aracın hasarının ne
olduğu aracın tamirinin ekonomik olup olmadığının, ekonomik ise tamir bedelinin, ekonomik değilse; aracın kaza tarihindeki 2. el piyasa rayiç bedelinden sovtaj değerinin mahsubu ile gerçek zarar miktarının hesaplanması konusunda ayrıntılı, gerekçeli ve denetime açık rapor alınarak, varılacak sonuca göre bir karar vermek gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru değildir.” belirlemesine yer verilmiştir.
